© 2018 by Sinem Taş

Ailemin fikirleri bana mantıksız gelmeye başladığında fotoğraf çekmeye başladım. Ama annem 'kızlar fotoğraf çekmez'' der, izin vermezdi. Ben de gizli gizli fotoğraf çekerdim. Öyle ki, bir şekilde yedek bir kamera bulmuştum, dışarı çıkacağım zaman yedeği evde bırakırdım ki annem anlamasın fotoğraf makinesini yanıma aldığımı...

Diyarbakır'dan Almanya'ya göç eden Kürt kökenli bir ailenin çocuğuyum. Almanya'da bile öyle muhafazakar yetiştik ki uzun kollu giyinmemize izin vermezdi annem. Çoğu zaman dışarı çıkmamız da yasaktı. Kafeste tutuluyor gibiydim, pencereden izlerdim dışarıyı genellikle.. Zaten portfolyoma baktığında çektiğim fotoğrafların çoğunun pencereden çekilmiş gibi bir çerçeveye oturtulduğunu görebilirsin. Ben de bunu çok sonraları portfolyoma bakarken fark ettim.

İçimde kocaman bir özgürlük özlemi vardı. Bir gün fotoğraf makinemi de alarak evi terk ettim. İlginç olan şu ki hayatta bazı şeyleri akışa bıraktığımda her zaman olmam gereken yerde buldum kendimi. Evi terk edip başka bi evde sakladığım günlerden birinde sokakta, 12–13 yaşlarında bir çocuk yaklaştı yanıma, evden kaçtığını ve polisi aramak için telefonumu kullanıp kullanamayacağını sordu. Kullanması için telefonu verdim. Polisin gelmesini beklerken, evden dışarı çıkmasına izin vermedikleri için evden kaçtığını söyledi. Bu kadarı tesadüf olamazdı...

Polis geldiğinde çocuk arabaya binerken bir an döndü (O an 13 yaşında biri değil de yetişkin biriydi orada bana bakan) ve dedi ki ''Yolun bundan sonraki kısmında sana bol şans. Gerisini ben hallederim.'' Almanca'da “mach's gut” deriz. Özellikle o kişiyi tekrar görüp göremeyeceğimizi bilmediğimizde söylenir, ''her şeyi yoluna koy, iyi yap'' gibi bir olumlama içerir. ''machs gut” dedi ve gitti.

Tam yedi buçuk sene geçti üzerinden, onu tekrar görmedim. Ne yaptı bilmiyorum ama ben eve hiç dönmedim. Yola devam ediyorum...