© 2018 by Sinem Taş

‘’Şubat ayı idi, bir gün okuldan gelmiştim. Annem mutfakta yemek yapıyordu. Durduk yere, beni tuttuğu gibi Tai Chi  yapmaya başladı. Ellerini, kollarını havada sakince hareket ettiriyor, dans edercesine ileri geri sallanıyordu. Bir yandan ‘Bu Thai Chi’ diye açıklıyor, ‘Bedenini öne çıkararak, dengeni koru, bir kadın gibi seksi bir şekilde öne çıkar’ diyordu. ‘’Anneeee’’ dedim utanarak. 17 yaşındaydım. Ama yine de ona eşlik ediyordum.  Mutfaktan ayrılıp odama gidecekken annem beni omuzlarımdan tutup ‘’Seni ilk kucağıma aldığım gün hayatımın en güzel günlerinden biriydi. Seni çok seviyorum.’’ dedi. Sevinmiştim, ona teşekkür edip onu çok sevdiğimi söyledim ve odama gittim. Bu, annemi son görüşüm oldu.’’


Shannon ile Fas’ın Marekeş şehrinde tanıştım. Kanada’lı. 25 yaşında. Kanada’da bir pastane şefi iken işinden istifa ederek seyahat etmeye başlamış. Bir süre sonra Kanada’ya dönerek tekrar çalışmayı ve yeniden seyahat etmek için biraz daha para kazanmayı planlıyordu.


‘’Annem oldukça spirütüel bir kadındı. Bence öleceğini sezmişti. Onu ölümünden sonra hastanede boğazından kablolar girmiş halde gördüm. Ama anneme dair zihnimde kalan son görüntü mutfakta Tai Chi yaparkenki neşeli halidir. Onu her zaman mutfaktaki haliyle hatırlayacağım. Sanırım buna Marilyn Monroe etkisi diyorlar.. Annemin yaşlandığını göremedim. Onu her zaman çok güzel ve neşeli olarak hatırlayacağım.


Kızgınlığımın geçmesi uzun zaman aldı. Henüz 17 yaşındaydım. Anneme hala ihtiyacım vardı. Gidemezdi. ‘Neden ben?’ diye çok isyan ettim. Biz çok güzel bir aileydik ve bunu hak etmedik. Bir gün bir arkadaşım eğer başına gelen her kötü şey için ‘Neden ben?’ dersen başına gelen her iyi şey için de ‘neden ben?’ demelisin dedi. ‘Çünkü hiç kimse hak etmiyor böyle bir şeyi.’
 Annemin gidişi çok şey öğretti bana.. Beni büyüttü. Seyahat etmeyi, kendi başıma yetebilmeyi, kendime güvenmeyi, daha güzel sevmeyi... Çünkü asla bilmiyorsun; yarın ne olacağını asla bilmiyorsun.


Ne zaman ona ihtiyacım olsa annem bir şekilde gelir. Bazen güneşle birlikte gelir bazen bir kelebek olarak konar.

 

Hindistan’daydım, annemin ölümünün sekizinci yıldönümüydü. Sahilde uzanmıştım. O sırada onu çok özlediğimi düşünüp ‘’Keşke burada olsaydı da ona günümün nasıl geçtiğini anlatabilseydim’’ diye iç geçirdim. Bana her zaman annemi hatırlatan bir şarkı var. Sade’nin ‘’The Sweetest Taboo’’ parçası. Ben bu düşünceyi aklımdan geçirdikten sonra arkada bu müzik çalmaya başladı. Annem... Her zaman bir yolunu bulurdu.


Annem çocuklarını çok sever ve kollardı. Hala ona ihtiyacım olduğunda beni koruduğunu hissediyorum. Bir keresinde seyahat ederken bir yerde biraz korkmuş ve ne yapacağımı tam olarak bilemez haldeydim. O sırada kafamın içerisinde annemin sesi ‘’Hemen buradan git’’ dedi. Hemen oradan ayrıldım, bir şey olmadı. Ama onu duymasaydım gitmezdim. Gençtim, 19 yaşındaydım, naiftim. Kendiliğimden gitmezdim ve o zaman kötü bir şeyler muhtemelen olurdu.


Annemin inanılmaz bir enerjisi vardı. Bilirsin bilimde ‘enerji oluşturulamaz ve yok edilemez’ denir. Annemin bedeninin gitmiş olması, onun artık burada olmadığı anlamına gelmiyor. O her yerde. Bu yüzden bu dövmeyi yaptırdım: ‘’Ölüm öldüremez.’’ Yazıyor. Çünkü, o buradan ayrılmış olmasına rağmen hala bana çok şey öğretmeye hala devam ediyor. 

[1] Tai Chi: Temelini evrensel yaşam enerjisinden alan bir Uzakdoğu sanatı.